Ne güzel

Konstantinou maçın hemen başında iki kez tehdit etti Fenerbahçe kalesini. Maçlara iyi başlayamamayı gelenek haline getiren ev sahibini destekleyenler için, “eyvah” dedirtebilecek bir durumdu bu.

Sonra 10. dakikada Stoch tehdit oluşturdu rakip kalede ve maç o anda başladı. Sarı-Lacivertliler bu sezon ilk kez ‘erken kalkan çok yol alır’ın sanki farkındaydı. Bir dakika sonra Kuyt, üç rakibinin arasından tavana gönderdi topu. İster istemez düşündük, “Şu Kuyt’un basit pas becerisi, keşke son vuruşlarının yarısı kadar olsaydı!...

Meireles, sertliğin, kibarlığın, incenin, kabanın, yani iyi bir orta alan futbolcusunun nasıl olması veya oynaması gerektiğini bir kez daha gösteren kıvamdaydı. Yanındaki Topal da, dün son derece rahat, emin ve kararlıydı. Yüzünden bile belli oluyordu rahatlığı, güveni.

Hasan Ali solda ileri, geri, Sow ileride sağa, sola, gol için çok istekli ve kuvvetli, Baroni de ara sıra yaptığı gibi, bir yıldız kalitesindeydi.. Ve o da en az Sow kadar, gol için istekliydi. Yobo bildiğiniz gibi güven verici, Stoch çoğu kez olduğu gibi etkisiz, Gökhan da hâlâ formsuzluğun yetersizliğindeydi...
Her iki takım da nefeslerinden ve güçlerinden geldiğince baskılı oynamak niyetindeydi. AEL’in çabuk oynama arzusu ve bunu genellikle de başarıyor olması, karşılaşmayı güzelleştiren en önemli etkendi.

İlk maçta olduğu gibi, dün akşam da hem tribünlerde hem sahada centilmenlik en öndeydi. Sarı-Lacivertli taraftarlar ise, çoğu zaman olduğu gibi muhteşemdi.

Yazarın Diğer Yazıları