Kurtarıcı melek

Salih Uçan, maçı tırnaklarını yiyerek izleyen Fenerbahçeliler kara senaryolar yazmaya başlamışken, bulutları dağıttı. Haftalardır kaçak oynayan Baroni'ye sorumluluk dersi verdi, nazire yaparcasına bir gol attı

Lazio maçının yorgunluğu, Galatasaray’ın galip gelmesi, rakibin düşme potasında oluşu Fenerbahçe’yi bayağı bir ürkütmüş. Bu koşullar altında galibiyete mecbur olmak sinirlerini hayli germiş.

Maçta daha ilk 3 dakikada ev sahibi ekibin 4 pozisyonu vardı. Volkan iki yüzde yüzlük pozisyonu elleriyle savuştururken, Kuyt kaleye giren topu kafayla kurtardı. Fenerbahçe uzun süre sahada sürklase oldu. Ne mücadele edebildi ne de oyuna müdahale edebildi. Sadece rakibi seyretmekle yetinip, atakları savuşturmak için fazladan çaba harcadı. Şampiyonluk yarışında “olmak ya da olmamak” maçında asla kabul edilemeyecek bir görüntüydü.

Fenerbahçe’de orta sahada oyun kuracak, topa basacak ve oyuna yön verecek bir ayak, bir akıl ve bir becerinin yokluğu bariz bir şekilde sırıttı durdu. Hadi şu veya bu nedenle bunlar yoktu. Peki direnç, mücadele ve yardımlaşma neredeydi? Sarı-Lacivertliler maça bir türlü ağırlık koyamadı. Oyunu da sakinleştiremedi. Maçı tırnak yiyerek izleyen Fenerbahçeliler kara senaryolar yazmaya başlamışken Salih Uçan sahneye çıktı, bulutları dağıtıp onları gülümsetti.

İkinci yarıda yine cesaretle ve kararlılıkla saldıran bir Orduspor vardı. Ancak karşısında ilk yarıdaki şuursuz Fenerbahçe yoktu. Sonra Salih bir kez daha çıktı ortaya hem de çok fiyakalı çıkış. Haftalardır kaçak oynayan Baroni abisine hem “sorumluluk alma” dersi verdi, yine O’na nazire yapan bir vuruşla maçı
2-0’a taşıdı.

Fenerbahçe için üç puan ve galibiyet her şeydi. Öyle ya da böyle istediğini de aldı. Ancak sonraki maçlara dair soru işaretleri ve kaygılar hala yerli yerinde duruyor.

Salih uçmazsa uçurur...


Müthiş bir kumaşı var. Tekniği, mücadeleciliği, yardımlaşması, oyunu okuyuşu çok iyi. Sağ ayağını da sol ayağını da çok iyi kullanabiliyor. Gözü kara ve inatçı. Bu çocuk, kurtarıcı olarak oyuna sürüldüğü maçta, bu forma altında ilk golü kendi kalesine atmıştı üstelik. Bu şanssız başlangıca ve çok genç yaşına rağmen soğukkanlılığıyla bunun üstesinden geldi. Kritik maçlarda, kritik anlarda gol ve asistlerle Fenerbahçe’nin kurtarıcısı oldu. Orduspor’a attığı gollere bakın. İlkinde topu önüne düşürmesi, sol ayağıyla kaleciyi çaresiz bırakan noktaya adreslemesi on numara iş. İkinci golde topu alışı, bakışı, görüşü ve boş köşeye şandellemesi de usta işi... İnşallah medya pohpohlamalarıyla ayakları yerden kesilmez. Uçarsa balon olur, yalan olur, bir ibret öyküsü olur. Ancak uçmazsa hem Fenerbahçe’yi hem milli takımı uçurur.

UEFA mı, lig mi?


Tamam her şey iyi güzel gidiyor. Final yolu da kupa yolu da açık. Ancak UEFA için ligden vazgeçmek, yani rotasyon anlamında risk almak seneye Şampiyonlar Ligi’nden vazgeçmek demektir. UEFA mücadelesi için risk alınacak tek bir mecra varsa o da Ziraat Türkiye Kupası’dır. Zaten Fenerbahçe’nin kazanmasından sonra marka değeri de, önemi de kalmamıştır.

Lazio’ya da böyle oynarsan...


Fenerbahçeliler Lazio galibiyetini maç kazanmış gibi değil de tur atlamış gibi kutlamışlardı Bağdat Caddesi’nde.. Bu abartılı kutlama çok yadırgadığım bir görüntüydü. Neyse ki Aykut Kocaman ve futbolcular onlar gibi değil daha mantıklı davranıp konuşuyorlar. Eğer Fenerbahçe Lazio deplasmanında Ordu’da oynadığı gibi oynar ve orada verdiği pozisyonları verirse yandı gülüm keten helva... Beklentiler ve hedefler, hezimet ve bozguna dönüşür. Orduspor’un kaçırdıklarını onlar asla affetmez.

Orduspor ve Cuper


Orduspor gayet güzel futbol oynuyor. Başında da futbolun yaşayan efsanelerinden, dünyanın saygı duyduğu, ömrünü futbola adamış bir teknik direktör olan Hector Raul Cuper var. Bence hoca da takımı da ligde hiç de hak etmedikleri bir yerde.. Bu çaba, bu emek ve bu futbolun hak ettiği sıralama bu değil.

Yazarın Diğer Yazıları