Kuyt'ın aklı

Rakibi olabildiğince ciddiye almak emeğe ve mesleğe saygının mutlak gereği.. Buraya kadar her şey tamam ama korkmak anlaşılır bir şey değil. Hele Fenerbahçe'ysen ve Eskişehirspor'a Milan muamelesi yapıp ceza sahanda Majino hattı kuruyorsan, savunmaya gömülüp ne yapacaklarını seyrediyorsan bunun hiçbir izahı yok.

Fenerbahçe, aslında özgüvenle başlamıştı maça. Bu da Es-Es’in olası saldırısını baskıladı. Fakat Caner’in ‘muamma’ şekilde oyundan atıldığı 27. dakikaya kadar ne bir şut çekti, ne bir pozisyon üretebildi. O dakikadan sonra ev sahibi daha bir cesaretle çıkmaya başladı. Zaten orta sahada onları rahatsız edecek hiç kimse de yoktu. Sonra Hasan Ali’nin gecikmeli hamlesine Kamara kurnazca ayağını taktı. O hareket Musa Sow’a yapılsa Aydınus bu kadar cesur, kararlı ve tereddütsüzce çalabilir miydi düdüğü acaba?

Volkan’ın kurtardığı, Gökhan’ın savuşturduğu yüzde yüzlük gol pozisyonlarına bir bakalım. Bunların tamamı rakibe yapılan ikram.. Buna mukabil Fenerbahçe’nin girdiği ilk yarım yamalak pozisyon ve çektiği ilk şut dakika 52’de... Kuyt’ın yoktan var ettiği pozisyonda Sow’un atletik meziyetiyle attığı gol, bir organize atağın değil tamamen kişisel zeka ve becerinin ürünü...

Fenerbahçe için mesele 10 kişi, 11 kişi oynamak değil. Mesele bir bütün halinde ve takım gibi hareket edememek. Mesele pozisyon takibindeki eksiklik ve kopukluk. Bunlar olmazsa Fenerbahçe sahada 12 kişi, Eskişehirspor 10 kişi oynasa görüntü yine değişmez. Toplu ya da topsuz oyunda Kuyt dışında rakibi rahatsız eden tek bir adam yok. Hadi O’na Sow’u da ekleyelim.

Eskişehirspor yüzde yüzlük ikramları değerlendiremeyebilir ancak Avrupa maçlarında hiçbir rakip kolay kolay affetmez. En zayıf halkan kadar güçlü olabileceğine göre girdiğin değil verdiğin pozisyon kadar takımsın.

Yazarın Diğer Yazıları