Bir terslik var!

Kadıköy'de tribünleri bir kez daha direnişin ve sevdanın çiçekleri doldurmuştu. Fenerbahçe kendi kendisiyle kavgaya tutuşmuşken, onlar asıl kavganın keskinleştirdiği bir bilinçle yine bir aradaydılar.

Heykel açılışıyla kısmen de olsa dağılan kasvetli havanın, güzel bir futbol ve kıran kırana mücadeleyle tam anlamıyla aydınlanması umudunu taşıyorlardı. Marsilya sınavına sadece birkaç gün kalmıştı çünkü... O da ne! Rakip daha ilk atağında serbest vuruştan golü bulmasın mı. Hem de herkesin izlemek için merakle beklediği yeni transfer Meireles’in kafasından... Malum, Fenerbahçe kendine gol atmayı sever ne de olsa!
Bir şeyler bir türlü oturmuyor. “Bir şeyler” dediğimiz de futbolun en temel en basit doğruları... Fenerbahçe kendi evinde oynarken bile rakiplerine baskı kuramıyor, onların oyununu kabul ediyor. Korkutmak bir yana kendisi korkuyor.

Çünkü çok koşmak yetmez, doğru koşmak lazım... Çok pas yapmak yetmez, efektif pas yapmak lazım. Alan savunması yapacaksan topa, adam savunması yapacaksan adama bakacaksın. Fenerbahçe ikisini de yapmıyor, yaptığında da ters yapıyor. E, alanı da, adamı da daraltamazsan, kendini daraltırsın.

Mehmet Topal’ın son dakika dokunuşuyla beraberlik gelmese ikinci yarı çok daha sıkıntılı olabilirdi. Fenerbahçe’de tat tuz yok. Top şişirme hastalığına bir de keskin nişancılık gerektiren uzun pas hastalığı eklenmiş. Bu takım futboldan ne keyif alıyor, ne de keyif veriyor. Oynarken kendisi acı çekiyor ve taraftarlarına azap çektiriyor. Bu da zaten yüzlerine bile yansıyor.

Baroni’nin olağanüstü golü bu defoların hiçbirini örtemez. Bu saçma hastalıklara çare bulunmadığı sürece kimi transfer edersen et, Süper Lig’de ya da Avrupa’da, Kadıköy’de ya da deplasmanda her rakip Fener’e Barça’dır!

Yazarın Diğer Yazıları