Kavganın ekseni kaydı

Asıl düşmanı, pusudaki tehlikeleri ve asıl hedefi unutup kavgasından sapan, abuk sabuk iç tartışmalarla kendi kendisiyle boğuşup dalaşan Fenerbahçe dün bir kez daha aydınlık tribünler önündeydi.

Sarı-Lacivertli kadınlar ve çocuklar asıl kavgayı hatırlatmak, hafızaları tazelemek, saçmalıkları yüzlere vurup “yeter” diye isyan etmek üzere bir aradaydı.

Hem de 21.45 saçmalığına rağmen. Hem de belki de bu ülke statlarında ilk kez ‘saygı duruşu’ denilen şeyin hakkını sonuna kadar vererek. Bunu da eski bir Galatasaraylı futbolcu rahmetli Metin Kurt için yaparak...

Geçen sene herkese ders veren camia, takım, taraftar ve futbolcular, bu sene kendini zora düşürmek, üç kuruşluk ağızlara sakız olmak ve kendini lig ve Avrupa kulvarının dışına itmek için çırpınıyor.

Sanki her şey yolunda da “O mu oynasın bu mu oynasın?” tartışması eksikti. Maçın ortasında Aziz Başkan’a anons yaptırtacak kadar bir mayın serpildi tribünlere durduk yerde.

Bunca tantanadan, gerilimden, küskünlükten sonra ne değişti peki? Fenerbahçe çok mu cevvalleşti? Rakipten daha fazla mı gol pozisyonu üretti? Daha fazla mı topa ve rakibe bastı? Daha mükemmel mi mücadele etti?

Sarı-Lacivertliler oyunun büyük bölümünde kopuk ve kekeme futbol oynadı.

Top şişirme, havadan adam eksiltmeye çalışma, kaleciye geri pas ve top rakipteyken seyre dalma hastalığı yine yerli yerindeydi.

Orta sahasında ise yeller esiyordu yine.

Selçuk Şahin o bölgede kendini yırtan, çarpışan, en dinamik, en verimli oynayan ve kendini de aşan adamdı. 90 dakikanın özeti: orta sahasız ve ölüp ölüp dirilen bir Fenerbahçe. Topal’ın ağır aksak (el dahil) 3 taksitte attığı gol.

Kalesinde 5 yüzde yüz gol pozisyonunu bertaraf eden Mert. Sonrasında Sow, Kuyt ve 3 puan.

Soru şu: bu futbol Spartak Moskova karşısında turu kurtarır mı?

Yazarın Diğer Yazıları