Aklımızı mı öldürelim?

Çete, şike, teşvik, yasa, yeni yasa, veto, gizli tanık, cezaevi, iddianame, play-off, tff, uefa, hukuk, guguk, savcı, sancı derken işte yolun sonundayız.

Peker ve unsurlarını kulüpten temizlemiş, dışlamış ve ihraç etmiş, Türkiye’deki şike ve teşvik tezgahını yancılarıyla birlikte çökertmiş olan Aziz Yıldırım’a yapılan suçlamaya bakın... Başkanlık hayatı boyunca mücadele ettiği adamlarla çete kurmak iddiası.. Hem de o ‘şer’ hiyerarşisinin bir alt basamağında “2 numara” olmakla itham edilmek daha da bir aşağılayıcı..

Hep söyledim, yazdım, dile getirdim. Kadıköy Fener’i ile Deniz Feneri soruşturmasının yöntemi ve sonucu arasındaki fark neyin ne olduğunu çırılçıplak ortaya koyuyor. Memleketin aynası işte bu fotoğraftır. Olan bitene hukuk demek, sonunda da adaletli bir karar çıkacağına inanmanın temel koşulu aklımızı öldürmektir. Bu tarihi davanın tarihi savunması sahada ve tribünlerde yazılacaktır. Taraftarın da, futbolcuların da, hocanın da, Kadıköy’ün de, Şükrü Saracoğlu’nun da yükü tarihin bile taşıyamayacağı kadar ağırlaşmıştır. Bu takımın sahada hâlâ top koşturabilmesi, o tribünlerin dolması bile, küçük akılların asla alamayacağı çapta bir mucizedir.

Tam böyle günde 12 Eylül Cuntası ve darbe hukukunun dayatıp devşirdiği ve sonra devrettiği Ankaragücü ile oynamak da son derece manidardır. Evet o da bir hukuktu. Gülleri budayıp dikenleri büyüten, bize bugünlerimizi bağışlayan bir başka hukuk. Güç dayatır hukuk değişir. Auschwitz’in de bir hukuku vardı.
Hangi ‘usta’ manevralara girerseniz girin, Fenerbahçe’yi sahada, saha dışında mağlup edebilirsiniz. Farklı hatta çok farklı edebilirsiniz. Ancak ne yenebilirsiniz, ne teslim alabilirsiniz, ne yiyebilirsiniz, ne de çakallara yem yapabilirsiniz. Zulmün kaleleri bir gün elbet yıkılır.

Yazarın Diğer Yazıları