Maşalar yığını

Mehmet Ali Aydınlar’ın açıklamaları üzerine Rıdvan Dilmen’in anlatmak zorunda kaldığı diyaloglar, 3 Temmuz sonrasının nasıl yürütüldüğünün delili.

Malum  televizyon programınin kafasıyla hazırlanmış soruşturmaya böyle bir zihniyet yakışırdı. Temmuzda okuduğu 1-2 telefon konuşması kaydına “şike” hükmü koyan federasyon başkanı ve ekibi varmış meğerse. Diğer şüphelilerin konuşmalarından hiç rahatsız olmayan!

Fenerbahçe, “bak, Sion’a eksi 35 puan vermişler” diyen cehalet ve art niyet ile mücadele ediyor. Zaten bu iki “özellik” bir araya gelince çıkan ürün Türk futboludur.

Mehmet Ali Aydınlar’ın aniden siyasi otorite isteğiyle koltuğa geçirilmesinin amacı buydu: Soruşturmada kullanılacak, Fenerbahçeli kimliğinin tarafsızlığına gölge düşürmediğini ispatlamak için her türlü ihlali ve hukuksuzluğu göze alabilecek, rahatça baskı kurulabilecek, bitmeyen başkanlık hırsı ile Fenerbahçe aleyhine istenen kararı verebilecek profil. Kamuoyu baskısı ve medya linçinin işe yarayacağı biri.

Sonuç: Savunma hakkını, adil yargılamayı ciddiye almayan, “bir suça iki kere ceza verme” hukuk kuralını çiğneyebilecek federasyon. Hık demiş ülke sisteminin burnundan düşmüş! UEFA ile elele, bir takımın her iki kupada iki kere yarışmasına sebep olacak ucubeliğe imza atan federasyon.

Aylardır UEFA’nın aslında neye nasıl ceza verdiğini, Porto-Calciopoli-Volou gibi olayların detaylarını, ortada dönen tehditlerin blöf olduğunu anlatmayan medyaya tepki gösterirken esas karar mercii, hem de ekip halinde görevini kötüye kullanmış. Tam tahmin ettiğimiz gibi.

Federasyon ve kurullarının ast-üst ilişkisi içinde ve kamuoyu baskısıyla yönetildiğini bildiğimiz için Fenerbahçe hakkında hüküm vermelerinin hukuk dışı olduğunu söylüyorduk. Davanın CAS’ta kabulünün ardından da çıkar çatışması devreye girdi. Kendilerini kurtarabilmek için Fenerbahçe’yi suçlu gösterip, Trabzonspor ve Beşiktaş’ı  cezasız çıkaracak perde arkası usulsüzlüklere girişildi. UEFA pazarlıkları yapıldı. Bunların hepsinin elbette hukuki yaptırımı olacaktır. Fenerbahçe kulübü kişisel ve kurumsal tazminat davalarına taşıyacaktır.

Artık tüm kurulların topluca istifa etmesi gerekiyor. En başta menfaatleri için. Aksi takdirde bahsettiğim tazminatlar onlara patlayacak.

Bakın, beni bile gündem dışına çıkarmayı başardı Mehmet Ali Aydınlar.  Kendisini fişekleyen, pohpohlayanların emeklerinin karşılığını verdi.

Zira 1 haftadır Beşiktaş ve Galatasaray’ın mali gerçekleri konuşulmaya başlanmıştı. Beşiktaş üzerine yoğunlaşan bu uyanışın sebebi belli. Uzun süredir beklediğimiz  “Yıldırım Demirören’i tasfiye sürecine kamuoyu desteği sağlamak..

Galatasaray’ın ise KAP’a verdiği bilgilendirme raporuyla, medyanın arkaya ittiği mali gerçekleri bir kez daha ortaya çıktı. Öyle ya hissedarları mağduriyetleri konusunda uyandırmamak lazım! Gelecek yıllara ait gelirleri şimdiden temlik altında bir kulüp. SPK’dan cezalar almış bir A.Ş. . Medya yine bilgi saklayarak,  Galatasaray’ı Beşiktaş’tan ayrı tutuyor.  “Kıyısından köşesinden kurtarır” diyor. Hayır. Fenerbahçe dışında bu iki kulübün 2013 Financial Fair Play uygulamasını geçmesi imkansız. Galatasaray’a stat gibi devlet destekli büyük gelir kalemi hediye edilmesine rağmen. Kendilerini Arap, Çin, Azeri, veya Rus kaynaklı bir sermayeye bırakmazlarsa sonuç belli. Özkaynaklarıyla kalıcı gelir yaratabilme potansiyeli sadece Fenerbahçe’de.

Görüldüğü gibi perde arkasındaki süreçte değişiklik yok. Batık kulüpler, 20’ye yakın yeni stat projesi ile sözde kurtarıcı devlet baba, bu inşaatlarla zengin edilecek rant çevreleri, THY-Gazprom gibi marka ve para babalarıyla pompalanması düşünülen Balkan Ligi alternatifleri (bahis şikesi çetesi merkezinin doğu Avrupa ağırlıklı olması tesadüftür herhalde), vs. vs.

Sahi ne oldu Bochum davası? Önemli şahıslara dokunuyor diye denize mi düştü? Benzer bazı davalar gibi? Yoksa sanat eseri 3 Temmuz soruşturması ortaya atılarak hasıraltı mı edildi?  Deniz yutar, ama FIFA yutmaz.
Üstelik Türkiye’nin 2020 Olimpiyat Adaylığı meselesine hiç değinmedik bile.

Unutmadan, bu hafta içi Beşiktaş ve Trabzonspor UEFA ligi maçlarına çıkacak. Taahhütname imzalayan, ama UEFA’nın ifadesiyle “şüpheli durumda bulunan” iki takım yola devam ettiriliyor. Sıfır toleransı ihlal etmelerine rağmen. Nerede UEFA sopası? Hani Sion’a ve İsviçre federasyonuna gösterilen sopa?! Yoksa o da mı kapalı kapılar ardındaki kirli pazarlıklarla yokedildi? Neye karşılık?

Ebru Köksaldı / Hürriyet

Yazarın Diğer Yazıları