Blöf

25 Aralık Pazar günü Kadıköy meydanındaki miting, 10 Temmuz’daki yürüyüşün ve 20 Eylül’deki kadın-çocuk isyanının devamıydı. Herşeyin üstündeki Fenerbahçe sevgisi ile kulübünün kimliğini ve takımının emeklerini korumak için oradaydılar. Başkanlarına, yöneticilerine ve Fenerbahçe’ye uygulanan adaletsizliğe karşı mücadele ettiklerini göstermek için oradaydılar.

Tablo hep aynı: Aileler, yaşlılar, kendi halinde vatandaş… Zerre olay çıkarmadan, birbirine destek olmak için orada toplanan halk.

Partilerin, seçim dönemlerinde bile otobüs kaldırarak para ile oluşturduğu  kalabalığı Fenerbahçe  anında sokağa taşıyor. Galiba bu gerçekle 3. kez yüzleşmiş olmak birilerine fazlasıyla ağır geldi. Üstelik bekledikleri gibi siyasi slogan atılmadı. Hay Allah! Oysa yandaş manşetler çoktan hazırdı.

Midelerinin ağrıması boşa değil. Günler ilerledikçe operasyon, Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım etrafında daraldı. 3 Temmuz’da söylediğimiz ama örtülen gerçekler, direnişle kendini açığa vurmaya başladı.

İddaname ve tape’ler de açıklanınca ellerinde belaltı saldırılar, magazin yaygaraları ve TFF’den başka bir şey kalmadı.

Amaç  süreci uzatmaktı. Şu an bir çok siyasi davada olduğu gibi. Dosyayı genişletmerek, at izini it izine karıştırarak, teknik detayları kullanıp adaleti geciktirerek.

Sözde ayıklanmış ama özel hayatı ihlal eden şeylerin bırakıldığı tape’ler gibi: Şişir babam şişir ki insanlar başını sonunu kaçırsın, tarihler – olaylar – kişiler arasında “bağlantı” kurmak güçleşsin, sadece bold’lanan – subjektif yorumlarla kesip birleştirilen noktalar göze sokulup kamuoyunda infazlar kolaylaşsın. Güdümlü  medyanın önüne konan özetlerle insanlar infaz edilsin. Özel yetiştirilen iliştirilmiş muhabirlerle iftiralar atılsın.

Ama unuttukları bir şey var: Bu dava diğer siyasi davalara benzemez. Kitap okumayan Fenerbahçeli bile oturup 7000 sayfalık ekleri okur. Sadece tape’leri de değil. Tutanakları, dilekçeleri, el yazılarıyla kotarılmış şikayet metkuplarını! Üşenmez, zaman çizelgesi çıkarır. Delil diye gösterilen konuşmaların maçlardan sonra ya da 1-2 ay once yapıldığını, savcının kayda değer bulmadığı diyalogların aslında en önemli deliller olduğunu, suç isnat edilen konuşmaların öncesi veya arkasındaki diyalogların o delili çürüttüğünü bulup çıkarır.

Evet, okuduk. Okuyoruz. Bir kere hazırlayanlar şikenin nasıl yapılacağını bilmiyorlar. Hala bekliyoruz “somut” delil için. Yani paranın gerçekten bir taraftan çıktığını ve direk şikeyi yapacak kişilere ulaştığını, yazılı olarak belgeleyebildiklerini görmek istiyoruz. Oysa tape’lerde gördüğümüz şey:  Aziz Yıldırım’ın savaş açtığı menajerlerin insanları kandırıp dolaplar çevirdiği; üçüncü şahısların başka kişilerin ağzından dedikodular ürettiği; medyadaki bazı isimlerin futbolculara ifitiralar atıp hayatlarını kararttığı (mesela Korcan);  Aziz Yıldırım’a muhalif Fenerbahçeli diye bilinenlerin, Fenerbahçe’nin rakiplerinin teknik direktörlerini, başkanlarını  maçlardan önce ve sonra arayarak şike itirafı almak için yırtındıkları, ama ellerinin hep boş kaldığı…

Görüyoruz ki herkes birbirinin arkasından konuşup dedikodu yaparken Aziz Yıldırım herşeyi hepsinin suratlarına söylemiş.

Görüyoruz ki Aziz Yıldırım’la şike-teşvik bağlantısı kurulacak tape yok. Bu yüzden, resmi olarak kendisine bağlı kulüp yöneticileri kullanılarak örgüt suçu yüklrnmiş. Hala tutuklu olmalarının gerekçesi bu.

Görüyoruz ki sanıklar lehine olan onlarca, yüzlerce tape iddianame dışında bırakılmış. “suçlu” algısı yaratacak şekilde.

Görüyoruz ki Fenerbahçe aleyhine cımbızla kelimeler seçilerek suçlama kurgulanırken, bir çok şahsın açık seçik konuşmaları pas geçilmiş. Dolandırıcılıklar, devlete karşı kışkırtma girişimleri gibi. Oysa savcının  bakış açısına gore başkaları da tutuklanmalıydı veya bu dosyalardan ayrı dava dosyası çıkarılmalıydı.

Görüyoruz ki en net konuşmalardan birine Trabzonspor tarafından imza atılmış. Para miktarı belirtilerek, hatta yetmezse AKP il teşkilatından destek alırız denilerek. Tabi basına düşen iddianamede bu “siyasi” içerik değiştirilmiş. Yani tape sansürlenmiş. Bu suçtur değil mi? Bu teklifi yapan ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı biliyorsunuz değil mi?

Soruşturmanın ele yüze bulaştırıldığının herkes farkında. O yüzden başa sardılar. TFF üzerine baskılara başladılar. Zira CAS davası var. UEFA cevap bekliyor. Belli ki TFF ile organize olup işi Cornu’ya yıkarak sıyrılma derdindeler. Ama imkansız. İlhan Helvacı ve Lütfi Arıboğan’ın 1 temmuz itibariyle UEFA komitelerinde göreve atanmasını da izah etmek zorunda kalacaklar.

Siyaset toparlamak derdinde. Aziz Yıldırım’I sahneden indirip Fenerbahçe’yi control altına alma hedefinden vazgeçmediler. Ama Fenerbahçe üzerinden beslenen asalak futbol sermayesini kurtarmak zorundalar. Beri yanda seçim vaatlerini tutup şampiyonluk kupasını da gasp etmek!

Ne yazık ki Fenerbahçe hala tüm kozların kendi elinde olduğunun farkında değil. Hangi kozlar mı?:

Yukarıda iddianame ve tape’lerin durumunu özetledim ki dahası çıkacaktır. Aziz Yıldırım “savunmayı bekleyin” diyor. Hala “tertemiziz” diyor. O konuştuğunda sanat eseri soruşturmanın karanlık tarafı tamamen netleşecek.

TFF köşeye sıkıştı. Özerkliğin bittiği, geçtiğimiz gün Mehmet Ali Aydınlar’ın başbakana yaptığı ziyaret ve akabinde aldığı genel kurul kararı ile resmileşti. 24 Ağustos’ta Fenerbahçe’yi hukuksuz olarak Şampiyonlar  Ligi’nden men etmeden saatler önce de Cumhurbaşkanı’na çıkmıştı! UEFA ve FIFA’ya bu durumu açıklamak zorunda kalmalılar. Herhalde birileri (!) FIFA’ya TFF’nin bağımsız olmadığını anlatır değil mi?

TFF, Fenerbahçe ile CAS davası yüzünden çıkar çatışması içine girmiştir. Yani kendisini kurtarmak için Fenerbahçe’yi suçlu göstermek zorundadır. Bu da hukuksal anlamda Fenerbahçe hakkında karar vermelerine engeldir. Tahkim de bağımsız olmadığı için tüm kurumlar için engel geçerlidir.

Etik Kurulu üzerine de oyunlar oynanıyor. Raporlar değişiyor, değiştiği iddia ediliyor. Birileri sızdırıyor. Medya “5-6 takım düşecek yazıyor” diyor, avukatlar “savcı, etik kurulu raporunu beğenmeyip geri yolladı. Çünkü şike tespit edilmedi yazıyordu” diyor. Galiba haklılar. Ek dosyalarda, savcının gelen raporu aynı gün iade ettiğinin belgesi var. Ama rapor yok. Bulan haber versin.

Peki bu ne demek? Disiplin soruşturması dibine kadar ceza hukuku sürecinin yörüngesinde demek.  TFF hamlelerini 3 temmuz’dan beri ceza hukukuna parallel olarak götürüyor.  Bu aşamadan sonra  yolu değiştiremezler. Mahkeme sonucunu beklemek zorundalar.

Yetmedi: Kozmik oda palavrası ile anayasayı çiğnenerek dosyaların seçilmiş hali  TFF’ye yollandı.  Ama gördük ki federasyonun bünyesindeki isimlerin bir kısmı şüpheli olarak iddianamede yer alıyor. Tape’lerde ise normalde ifadeye çağrılması gereken ama dokunulmayanlar var. Adlarının geçmesi bile ilerleyen zamanlarda mahkemede beklenmedik durumlar doğurabilir. O zaman ne yapacaklar?

Bu pozisyondaki  TFF’nin Fenerbahçe hakkında karar verme yetkisi olabilir mi? Adil olabilir mi? Hayır.

Gelelim 58. maddeye. Olur da şike tespit edilirse Fenerbahçe düşmesin ve diğerleri de “denemişler” diyerek kurtarılsın diye siyasi baskıyla değiştirilmek isteniyor.  Evet, teknik olarak disiplin yönetmeliği değişmeli ama komple! Sadece bu maddesi değil.  “Fenerbahçe’yi kurtardılar” imajı yaratarak rencide edecekler. Aziz Yıldırım’ı men etmenin önünü açacaklar.

Ayrıca Fenerbahçelilerin de düştüğü bir hata var: 58. madde konuşmaları Fenerbahçe’nin suçlu olduğu savı üzerinden yürüyor! Oysa 2010-2011 şampiyonluğu tertemiz. Sahaya yansıyan hiçbir şey yok. Şike yok. Yani Fenerbahçe’nin “kurtarılacak” durumu yok. Ülkenin adalet sistemi güven telkin etmese de mahkemede Aziz Yıldırım ve diğerleri konuştuğunda hepsi susacak.

Aksine tüm kulüpler ve futbol düzeni Fenerbahçe’ye muhtaç. Fenerbahçe ligden gittiği an hepsi çöker. Örtülü-örtüsüz ödenekler bile sistemi ancak  bir, hadi iki yıl dönderir. Fenerbahçe zaten taraftarıyla varolduğu için 1 sene sonra eskisinden güçlü çıkar. Naklen yayın gelirine ihtiyacı olmadan, o açığı halkıyla kapatarak. Ama ya diğerleri? Arap, Rus veya Çin sermayesinin olurlar.

Toz duman biraz aşağı çöktüğünde, kulüplere mali operasyona sıra gelecek. Financial Fair Play bahane edilerek, yavaş yavaş mevcut isimlerin hepsine el çektirilecek. Yerlerine sanat eseri sahiplerinin istedikleri getirilecek.  Fenerbahçe’ye Mayıs kongresinde  yapmayı planladıkları gibi! Aziz Yıldırım’a dokunarak gözdağı verildi. Artık herhangi bir iş adamı spor kulübünde görev almaz. Tabi onların adamı olmadığı sürece.

O yüzden tekrarlıyorum: Şu an tüm kozlar Fenerbahçe’nin elinde. Siyasi kulislerde yaratılmaya çalışılan “toparlamaya çalışıyoruz” lafları oyun.  Fenerbahçe’yi pazarlığa oturtmak için durumu kötü gösterme taktikleri.  Temmuz ve ağustosta da denediler bunu.  Ama altı boş. Ellerinde pokerdeki en kötü kağıt var ve hayatlarının blöfünü yapıyorlar.

TFF’nin men kararının altından kalkabilmesi için bu ülke sisteminin Trabzonspor ve Beşiktaş’I %100 ak’laması lazım. Mevcut tape’lerle mümkün değil. Teşebbüs – teşviği o yüzden lügattan çıkartmak istiyorlar. Ama Fenerbahçe’ye atılan suçlamaların da sahaya yansımadığı ortada! Eee hadi bakalım ayıklayın pirincin taşını.

Arka kapıdan “devlet takımları”, “yeni şampiyonlar” çıkartma projesinin bittiğini de sanmayın. Maksat futbolu tekrar yapılandırmak, fazlasıyla TOKI’ye bağlı kılmak, milli takımdan medyaya tüm organlarını şekillendirmek.  Biat eden kulüpler aracılığıyla.

Mehmet Ali Aydınlar diyor ki “İbrahim Akın’a dava bitmeden lisans veremeyiz”. Yani daha savunması alınmamış birini cezalandırıyor. Peki kulüpler söz konusu iken niye mahkeme beklenmiyor?  Recep Öztürk hakkındaki “mahkeme sonucunu bekleme kararı”nı alan sizin tahkiminiz değil mi? Örnek teşkil ettiğinin farkında mısınız?

Madem TFF ve siyaset köşeye sıkıştı. Madem her karar tartışılacak ve ağır sonuçları olacak. O zaman TFF siyasi otoriteye telkinde bulunup mahkeme kararını bekleyelim demeli. Mahkeme sürecinin hızlanması için siyasi otoriteye baskı yapmalı. Olmaz mı?! O zaman Aziz Yıldırım erkenden serbest mi kalır?! Mayıs kongresinde tekrar başkan mı olur?! Tüh!

Şu an dönen tüm tartışmalar mahkeme sürecini de manipüle ediyor. TFF’nin bu  aşamada vereceği herhangi bir ceza veya men, davayı uzatmak için koz olacak. 2-3 yıl sonra mahkemeden beraat bile çıksa farketmez. Kayıplar, manevi yıkımlar geri getirilemeyecek. Etiketler yapışıp kalacak.  Fenerbahçe’ye operasyon amacına ulaşacak.

Fenerbahçeliler şunu iyi bilsin: Bugün başkanınızı-yöneticinizi bu oyuna bırakırsanız bir bakmışsınız kupanız da gitmiş. Sonra bir bakmışsınız, operasyon mimarlarının 2005’ten beri rüyalarını süsleyen Salı Pazarı projesi için stadınıza el konmuş. Hani dişinizden tırnağınızdan artırdıklarınızla yaptığınız stadınız. Ve bir sabah kalktığınızda bir bakmışsınız ki Fenerbahçeniz tamamen onların olmuş.

Evlatlarınıza kendi çocukluğunuzdaki, gençliğinizdeki  ve/veya yaşlılığınızdaki bağımsız Fenerbahçe’yi mi bırakmak istersiniz yoksa siyasetin ve rantın kuklası olmuş Fenerbahçe’yi mi?

Yazarın Diğer Yazıları